YÖNETİM KRİZİ VE ORTAKLIKTAN ÇIKARMA

Kayıt Tarihi: 28.07.2026 11:35 - Son Güncelleme: 07.08.2026 14:28
YAZI
A

Anayasa Mahkemesi’nin İptal Kararı, Eşit Paylı Limited Şirketlerdeki Kilitlenmeye Son Veriyor! 

Ülkemizde bir milyonu aşkın limited şirketin önemli bir kısmı, iki ortaklı ve yüzde elli–yüzde elli pay oranıyla kurulmaktadır. Üstelik bu şirketlerin çoğunda her iki ortak da tek başına imza yetkisine sahip müdür sıfatını taşımaktadır. Ortaklık ilişkisi sağlıklı yürüdüğü sürece bu yapı pratik ve dengeli bir işleyiş sunar; ancak ortaklar arasında bir anlaşmazlık baş gösterdiği anda tablo tamamen tersine döner. 

Eşit paylı iki ortağın karşı karşıya geldiği bir şirkette genel kurulda hiçbir karar alınamaz; müdürlerin çelişen talimatları nedeniyle şirket yönetilemez hale gelir. Banka işlemlerinden personel yönetimine, vergi beyannamelerinden ticari sözleşmelere kadar tüm alanlarda tam bir kilitlenme yaşanır. Her iki ortak da tam yetkili müdür olduğundan, biri diğerinin yaptığı işlemi ertesi gün geri alabilir; şirket âdeta iki başlı hale gelir. 

Bu tablo yalnızca ortakları değil; çalışanları, ticari ilişki içindeki üçüncü kişileri ve şirketin ekonomik varlığını da doğrudan tehdit eder. Peki bu durumda şirketin faaliyetini fiilen engelleyen, güven ilişkisini yıkan ortağın şirketten çıkarılması mümkün müdür? Yakın zamana kadar bu sorunun cevabı, iki ortaklı şirketler bakımından maalesef “hayır” idi. Anayasa Mahkemesi’nin Resmî Gazete’de 17 Mart 2026 tarihinde yayımlanan iptal kararı, işte bu kilidi açmıştır. Bu yazımızda önce uygulamada yaşanan uyuşmazlıkları ve Yargıtay’ın yaklaşımını, ardından bu tarihi kararı ve pratik sonuçlarını ele alıyoruz. 

YARGITAY KAPIYI KAPATMIŞTI, ANAYASA MAHKEMESİ KİLİDİ AÇTI: ÇIKARMA DAVASI ARTIK MÜMKÜN! 

Türk Ticaret Kanunu’nun 640/III. maddesine göre şirket, haklı sebeplerin varlığı hâlinde bir ortağın şirketten çıkarılmasını mahkemeden talep edebilir. Uygulamada “çıkarma davası” olarak anılan bu yol, güven ilişkisinin yıkıldığı durumlarda şirketin varlığını koruyarak sorunlu ortaktan ayrılmanın en etkili aracıdır.

GENEL KURUL KARARI DAVA ŞARTI: EŞİT PAYLI ŞİRKETTE İMKÂNSIZ NİSAP 

Ancak Kanun bu davanın açılabilmesini bir ön şarta bağlamıştır. TTK m. 616/1-h uyarınca çıkarma için mahkemeye başvurulması genel kurulun devredilemez yetkisidir; TTK m. 621/1-h uyarınca bu yönde alınacak genel kurul kararı, temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunmasıyla alınabilir. Yargıtay, bu ağırlaştırılmış nisapla alınmış genel kurul kararını çıkarma davasının dava şartı olarak kabul etmektedir (Yargıtay 11. HD, E.2016/4753, K.2017/7190; E.2019/3224, K.2020/2963; aynı yönde HGK, E.2022/11-63, K.2023/722). Çıkarılmak istenen ortağın bu genel kurulda oy hakkı bulunduğundan ve diğer ortağın tek başına sermayenin salt çoğunluğunu sağlaması gerektiğinden, eşit paylı iki ortaklı şirketlerde bu nisabın sağlanması fiilen ve hukuken imkânsızdır. Bu nedenle uygulamada iki ortaklı şirketlerde açılan çıkarma davaları, işin esasına dahi girilmeden dava şartı yokluğundan usulden reddedilmekteydi. 

TEK ÇARE OLAN FESİH DAVASI DA CİDDİ RİSKLER TAŞIYORDU 

Bu tabloda mağdur ortağın elinde tek yol kalıyordu: TTK m. 636/III uyarınca şirketin haklı sebeple feshi davası. Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre haklı sebep; ortaklık ilişkisini çekilmez hâle getiren ve dürüstlük kuralları gereği ortaklığın sürdürülmesinin davacıdan beklenemeyeceği durumlardır. Mahkeme bu davada fesih yerine, payın gerçek değerinin ödenmesiyle bir ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir başka bir çözüme de hükmedebilmektedir. Ne var ki bu yolun ciddi sakıncaları vardır: 

Hangi çözüme hükmedileceği tamamen mahkemenin takdirindedir. Dava, kusurlu ortağın değil bizzat şirketin sonunu getirebilir; şirketin feshi ve tasfiyesine karar verilmesi hâlinde yıllarca emek verilen ticari organizasyon, marka değeri ve istihdam ortadan kalkar. Üstelik uygulamada fesih talep eden davacı ortağın kendisinin şirketten çıkarılmasına karar verildiği dahi görülmektedir. Yani şirketi ayakta tutmak isteyen ortak, davanın sonunda ya şirketini ya da pay sahibi sıfatını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalabilir. Doktrinde uzun süredir eleştirilen bu tablo, iki ortaklı limited şirketleri âdeta çözümsüzlüğe mahkûm ediyordu. İşte bu çözümsüzlük, sonunda Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin itiraz başvurusuyla Anayasa Mahkemesi’nin önüne taşındı. 

ANAYASA MAHKEMESİ’NİN İPTAL KARARI 

Anayasa Mahkemesi, 25.12.2025 tarihli ve E.2025/128, K.2025/273 sayılı kararıyla (RG: 17.03.2026, S. 33199) TTK m. 616/1-h bendini ve m. 621/1-h bendindeki “Bir ortağın haklı sebepler dolayısıyla şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması…” ibaresini “iki ortaklı limited şirketler” yönünden Anayasa’ya aykırı buldu. Yüksek Mahkeme’ye göre çıkarma kurumu, bir yandan iş birliğini bozan durumu ortadan kaldıran, diğer yandan şirketin hukuki varlığını sürdürmesini sağlayan bir güvencedir ve Anayasa’nın 48. maddesindeki teşebbüs özgürlüğü kapsamında devletin pozitif yükümlülüğü çerçevesinde getirilmiştir. İki ortaklı limited şirketlerin, nisap kuralları nedeniyle bu mekanizmanın tamamen dışında bırakılması, Anayasa’nın 40. maddesindeki etkili başvuru hakkıyla bağdaşmaz. Karar oyçokluğuyla alınmıştır. Karşıoy yazan altı üye; basiretli tacirin şirket türünü seçerken bu sonucu öngörmesi gerektiğini, çıkarmanın kolaylaştırılmasının ayrılma akçesi ödemesi yoluyla şirket alacaklılarını zarara uğratabileceğini savundu. Bu görüşler şüphesiz şirket kurulurken yapılacak sözleşmelerin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. 

KARARIN ÖNEMİ: ARTIK NE DEĞİŞECEK? 

İptal kararı 17 Mart 2026 itibarıyla yürürlüktedir. Artık eşit paylı iki ortaklı şirkette, işleyişi kilitleyen ve güven ilişkisini yıkan ortağa karşı, genel kurul kararı şartı aranmaksızın ve şirketi feshetme riskini göze almadan doğrudan çıkarma davası açılmasının önü açılmıştır. Devam eden davalarda da mahkemelerin bu yeni duruma göre değerlendirme yapması gerekecektir. Kanun koyucunun önümüzdeki dönemde iki ortaklı şirketlere özgü yeni bir usul düzenlemesi yapması beklenebilir. Bu geçiş sürecinde davanın nasıl açılacağı, temsil yetkisinin nasıl kullanılacağı ve ayrılma akçesinin nasıl hesaplanacağı gibi konular titiz bir hukuki planlama gerektirmektedir. 

Son olarak hatırlatalım: Bu tür krizlerin en etkili çözümü, kriz çıkmadan önce alınan önlemlerdir. Şirket ana sözleşmesine konulacak çıkarma sebepleri, ortaklar arasında yapılacak bir pay sahipleri sözleşmesi ve tahkim şartı, yıllarca sürecek davaların önüne geçebilir. Kuruluş aşamasında ve ortaklık yapısı değişirken mutlaka hukuki destek alınmalıdır.

ETİKETLER:

YORUM YAP

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.